Deniz altı kabloları küresel iletişim için yeni risk alanı
Uzmanlara göre dünya veri trafiğinin yaklaşık yüzde 99’unu taşıyan deniz altı fiber optik kablolar, fiziksel ve siber müdahalelere karşı kritik bir güvenlik riski oluşturuyor.

Küresel çatışma ve jeopolitik gerilimlerin arttığı dönemde, deniz altındaki fiber optik kablolar iletişim ve veri akışının yanı sıra ekonomik ve güvenlik sistemleri açısından da kritik bir risk alanı olarak öne çıkıyor. Norveç medyasında yer alan bir habere göre Rus güçleri, Norveç açıklarındaki kritik kabloları devre dışı bırakmaya yönelik yeni bir teknolojiyi test etmek istedi; bölgeye ABD ve NATO unsurları sevk edildi.
Rusya’nın hedefinde olduğu düşünülen toplam 1.400 kilometrelik iki fiber optik kablonun şu ana kadar zarar görmediği bildirildi. Söz konusu gelişme, deniz altı iletişim altyapısının olası sabotajlara karşı kırılganlığını yeniden gündeme getirdi.
Kablolar dünya veri trafiğinin büyük bölümünü taşıyor
Siber Diplomasi ve İstihbarat Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Kübra Özden’e göre deniz altı optik kablolar, Amerika, Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya arasında küresel bir ağ oluşturuyor. Dünya genelindeki veri trafiği ve internet iletişiminin yaklaşık yüzde 99’u bu kablolar üzerinden aktarılıyor.
Özden, kablolara fiziksel veya siber müdahale edilmesi halinde internet erişiminin kesilebileceğini, bankacılık ve ödeme sistemleri ile ulaşım ve sağlık hizmetlerinin aksayabileceğini belirtiyor. Kablo iniş istasyonları ve veri koridorlarının pasif dinleme, sinyal istihbaratı ve veri trafiği analizi yoluyla stratejik bilgi elde edilmesine imkan sağlayabileceğini de ifade ediyor.
Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’ndaki risk
Özden, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı’nın sıcak çatışma ve sabotaj risklerine açık bölgeler olduğunu söylüyor. Kızıldeniz’den geçen 17 deniz altı kablonun Avrupa ile Asya ve Afrika arasındaki veri trafiğinin büyük bölümünü taşıdığını belirten Özden, 2024’te Husi saldırıları nedeniyle üç büyük kablonun kopmasının ardından tam onarımın yaklaşık 6 ay sürdüğünü aktarıyor.
Özden’e göre kabloların korunması yalnızca fiziksel güvenlik önlemleriyle sağlanamaz. Güzergahların sürekli izlenmesi, şüpheli deniz hareketlerinin belirlenmesi, hızlı onarım kapasitesi ve alternatif güzergahların oluşturulması dayanıklılığın temel unsurları arasında yer alıyor.
“Sürüklenme” hareketleri izleniyor
Fiber optik kabloların veya kritik boru hatlarının bulunduğu bölgelerde gemilerin şüpheli biçimde yavaşlaması “drifting” olarak tanımlanıyor. Bu hareketlerin haritalama amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Kaynakta, sürüklenme faaliyetlerinin Kuzey Denizi’nde önceki yıllara göre yüzde 52, Çin Denizi’nde ise yüzde 88 arttığı ve Çin Denizi’nde 18 binden fazla geminin bu kapsamda rapor edildiği belirtiliyor.
Özden, Türkiye’nin deniz yetki anlaşmaları ve denizaltı projeleriyle bu alanda öne çıkan bir aktör olduğunu ifade ediyor. Kritik altyapıların sabotaj ve hibrit tehditlere karşı korunması, alternatif güzergahların geliştirilmesi ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılmasının Türkiye’nin Avrupa-Asya veri akışında transit merkez olma potansiyeli açısından önemli olduğunu belirtiyor.
Kaynak: TRT Haber